MEDİMAGAZİN Salı, 02 Nisan 2013

Geleceğe damga vuracak konu bu kongrede tartışılacak
Probiyotik Prebiyotik Derneği tarafından düzenlenecek Uluslar Arası Katılımlı 1. Ulusal Probiyotik Prebiyotik Ve Fonksiyonel Gıdalar Kongresi 11- 13 Nisan 2013 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak.

ANKARA-Dünya’da hızla gelişen bir alanda öncülük etmek amacıyla kurulan Probiyotik Prebiyotik Derneği, son yıllarda artan sayıda bilimsel çalışmaya konu olan probiyotik konusunu kongrede masaya yatıracak.

Geleceğin en önemli bilimsel konuları arasında gösterilen probiyotiklere Türkiye’nin bilim dünyasında daha fazla yer vermesini amaçlayan kongreyle ilgili Dernek başkanı ve Kongrenin Başkanı Doç.Dr.Tarkan Karakan ile konuştuk.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Gazi Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Yaklaşık 3 yıl önce Probiyotik Prebiyotik Derneği’ni yakın arkadaşım Prof. Dr. Hakan Alagözlü ile birlikte hayata geçirdik. O dönemde henüz probiyotik kavramı Türkiye’de çok iyi tanınmıyordu. Amacımız bu alanda çalışan bilim adamlarını tek çatı altında toplamak ve bilimsel faaliyetler yürütmek idi. Özellikle pediatri alanında bu konuda yetkin bilim insanları var. Onlarla bir araya gelmeyi, ayrıca toplumda henüz bilinmeyen probiyotik kavramını tanıtmak, halkı bu yönde bilinçlendirmeyi amaçladık.

Kongreniz hakkında bilgi verebilir misiniz, bu kongrenin önemi nedir?

Öncelikle Türkiye’de ilk kez bu alanda bu ölçekte bir kongre yapılıyor. Katılım ve ilgi beklediğimizin çok üzerinde, bu da bize doğru bir karar verdiğimizi, bu alanda Türkiye’de önemli bir açık olduğunu gösteriyor. Kongremiz uluslararası değil, uluslararası katılımlı. İlk kongremiz olduğu için öncelikle Ülkemizdeki bilim insanlarına ağırlık vermeyi ve tanıtım yapmayı hedefledik. Kongre dili Türkçe olmasına rağmen, şu ana kadar yurtdışından (özellikle Avrupa Ülkelerinden) 20 tane kayıt yapıldı. Bu da bize gelecek yıl geniş ölçekli uluslararası bir kongrenin rahatlıkla yapılabileceğini gösterdi. Dünya’da bu alanda çok sayıda Probiyotik Derneği var. Dernek başkanları ile temasa geçtik ve kendimizi tanıttık. Hepsinden olumlu geri dönüş aldık. Bu kongrede probiyotikler ve barsak mikrobiyotası ile hastalıklar arasındaki ilişki enine boyuna tartışılacak.

Probiyotik ne demek ve Tıp alanındaki yeri nedir?

Probiyotikler Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre yeterli miktarda verildiğinde konakçıya sağlık açısından yarar sağlayan canlı mikroorganizmalardır. Halk arasında yararlı bakteriler olarak bilinmektedir. Barsaklarımızda trilyonlarca bakteri yaşıyor. Bunların sayısı vücudumuzdaki toplam hücre sayısının 10 katı! Bu kadar büyük bir metabolizmanın insan vücudu ile etkileşimi Tıp Dünyası tarafından göz ardı edilmiştir. Son 5 yılda bu alan yükselen trend olarak karşımıza çıkıyor. Birçok hastalık ile barsak mikrobiyotası arasında ciddi ilişkiler saptandı. Bunlardan bazıları; inflamatuvar barsak hastalıkları, irritabl barsak sendromu, atopi ve alerjik hastalıklar, karaciğer hastalıkları özellikle non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı, obezite, metabolik sendrom ve son yıllarda bazı psikiyatrik hastalıklar (şizofreni, depresyon, otizm, panik atak, anksiyete bozuklukları gibi). Bağışıklık sistemimizin temel taşlarının barsak mikrobiyotasına bağlı olduğunun anlaşılması, bu alanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yenidoğan döneminden itibaren, barsaklarımız yararlı bakteriler ile kaplanıyor. Özellikle normal doğum sırasında annenin doğum kanalındaki bakteriler bebeğin ilk florasını oluşturuyor. Ama sezeryen ile doğan bebeklerde bu gerçekleşmiyor. Sezeryen doğumun insan barsak mikrobiyotası üzerine olumsuz etkileri olduğu ve ileri yaşlarda bazı hastalıklara neden olabileceği düşünülüyor. Erişkinlerde ise çok ilginç çalışmalar var. Örneğin vücut kilomuzun barsak bakterileri tarafından ayarlandığını gösteren ilginç bulgular gözlendi. Gelecekte bu alandaki tedaviler obezite tedavisini kökten değiştirebilir. Yine Diyabetes Mellitus hayvan modellerinde, barsak bakterilerinin yapısı, insülin direnci oluşumu net olarak artırıp, azaltabiliyor.

Probiyotik ve bağırsak mikrobiyotasının gelecekteki konumunu nasıl görüyorsunuz?

Avrupa ve Amerika’da bu alanda NIH ve Avrupa Birliği’nin desteklediği çok büyük maliyetli projeler dev projeler devam ediyor. Amerika’da “Human Microbiom Project” binlerce insanın mikrobiyotasını metagenomics yöntemiyle haritasını çıkarıyor. Tıpkı “Human Genom Project” de olduğu gibi, bu bilgiler daha sonra barsak mikrobiyotası ile obezite, metabolik sendrom, kanser, inflamatuvar hastalıklar arasındaki ilişkiyi ortaya çıkaracak. Birçok bilim insanı barsak mikrobiyotası ve bunun modulasyonunun gelecek yüzyılın en önemli konularından birisi olduğunu düşünüyor. Türkiye’nin bu yeni gelişen alanda erken yola çıkması çok önemli. Henüz üniversitelerimizde bu alanda çalışabilecek bilim insanı sayısı az. Bunların hızla artması ve yeni buluşlara imza atması, ülkemiz için çok önemli. Hipokrat’ın ünlü paradigması “Tüm hastalıkların kökeni barsaktır” binlerce yıl sonra yeniden incelenmeye başlanıyor. Tüm bu gelişmeler çok heyecan verici.

Şu anda Dünya’da probiyotikler veya barsak mikrobiyotası ile ilgili tedaviler aktif olarak uygulanıyor mu?

Özellikle Amerika ve Kuzey Avrupa’da çok yaygın olarak uygulanıyor. Amerika’da Clostridium enfeksiyonunun tedavisi için “fekal mikrobiyota transplantasyonu” giderek yaygınlaşıyor. Bu tedavi sağlıklı bir insanın barsak mikrobiyotasının hasta bir insana nakledilmesi. Şu an sadece kısıtlı bir endikasyonu var ama gelecekte ülseratif kolit, kronik barsak inflamasyonları ve hatta obezite-metabolik sendrom gibi hastalıklarda da kullanılması ön görülüyor.

Bu konular oldukça yeni ve birçok doktor arkadaşımızın hiç duymadığı konular. Bu nedenle kongremiz yeni bir ufuk açması bakımından çok önemli. Bu konuların yoğun olarak tartışılacağı ve çalışma gruplarının oluşturulacağı kongremize tüm ilgilenen meslektaşlarımızı bekliyoruz.